Türkiye Cumhuriyeti Şeyhler, Dervişler, Müritler ve Meczuplar Memleketi Olmayacak!


Türkiye Cumhuriyeti’nin askeri müdahaleler tarihinde 15 Temmuz 2016 tarihi kadar enteresan, kanlı ve iç çatışmalı bir müdahale henüz görülmemiştir.

15 Temmuz gecesi Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde hükümet teşviki ile yerleştirilmiş ve yerleşmelerine göz yumulmuş cemaatçiler “Darbe” yapmaya çalıştı. Fakat askeri makamları torpil ve kayırma ile kazanmış bu kişiler beceriksizliklerini tekrardan ortaya serdiler. Çünkü Devletin hiçbir kademesine kendi emekleri ile gelmemişlerdi…

Peki Laikliğin yılmaz bekçisi olan Türk Silahlı Kuvvetlerine bu cemaat nasıl sızmıştı?

Bu süreç nasıl 15 Temmuz Darbe Gecesine kadar sürüklenmişti?

Gülen Terör Örgütünün anavatanı Amerika’dır. Şeyhleri Fetullah Gülen olan bu cemaat CIA, M16 ve MOSSAD’ın taşeronluğunu yap
maktaydı. Fethullahçıların Amerikan köpekliği yapma sebepleri yarım yüzyıl önce Mustafa Kemal önderliğinde toplanan Türk Milliyetçilerinin “Derviş Vahdeti, Sait Molla, İskilipli Atıf, Dürrizade Abdullah” gibi kan emici keneleri ezmesinden kaynaklanıyordu. Fetullah Gülen ve Müritlerinin amacı Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milliyetçilerinden intikam almaktı.

Kenan Evren’in 1980 darbesinde Solcular ve Ülkücülerin üzerinden silindir gibi geçmesiyle birlikte işte o bahsettiğimiz üçüncü grup olan Radikal İslamcıların önü açıldı. Fetullah Gülen ve Müritleri diğer tarikat ve cemaatlerin aksine kendilerine daha entelektüel hava katmaya çalışıyorlar. “Cübbe, sarık, sakal” tercih etmiyorlardı. Fethullahçı yapılanma yavaş yavaş ülkeyi bir örümcek ağı gibi sarıyordu.

Onlara göre Türk yok, Müslüman var. Onlara göre ulus yok ümmet var. Onlara göre amaca ulaşıncaya kadar her yol mübah. Tek düşman var, o da laik Türk Cumhuriyeti.

Fethullahçı yapılanma 28 Şubat Süreciyle birlikte daha fazla hızlanmaya ve ivme kazanmaya başladı. 28 Şubat’ın tahrik edici etkisi Radikal İslamcıların işine yaradı.  2002 Yılında AKP’nin başa gelmesiyle birlikte devlet kadrolarında rahatça kendilerine yer bulan Fethullahçılar intikam almak için yavaş yavaş hazırlanıyorlardı.

Bakanlıklarda müsteşarlıklar… Üniversitelerde rektörlükler, dekanlıklar, öğretim görevlileri… Medya ayağında spikerler, muhabirler, sunucular… Basında köşe yazarları, gazeteciler, gazete sahipleri… Entelektüel çevrede satın alınan veya sonradan yaratılan sözde aydınlar ve zenginler.

Kısacası Fetullah Gülen’in müritlerini Amerika çok güzel hazırlamıştı.

Fakat bu işin legal tarafını organize ederlerken bir de illegal tarafı hazırlanıyordu.

Telefon dinleme, tehdit, sahte belge üretimi ve montaj, çarpıtılmış bilgiye yönelik kampanyalar, hırsızlık, kundakçılık, şantaj amaçlı kadın pazarlama ve görüntü kaydı, her türlü illegal kayıt kullanımı (böcek, gizli kamera vb.), rüşvet, gasp, darp, bilgisayar sahtekârlıkları, ev ve işyeri kurşunlama, emniyeti suistimal, “hâkim kiralama” ve diğerleri...

Gülen Cemaati halkı en iyi etkileyecek iki yere kanalize olmaya özen gösteriyordu. Birisi Millî Eğitim Bakanlığı bir tanesi Diyanet İşleri Başkanlığı…

Gülen Cemaati diyanetin içerisine sokmuş olduğu kendi imamları sayesinde camii vaazlarında kendilerinin sempatik ve ne kadar iyi bir cemaat oldukları algısını yaratıyordu. Bu sayede Camii cemaatinde bulunan kişilerin çocuklarını Gülen Cemaatinin yurdun dört bir yanında açmış olduğu yurtlar, dershaneler, abi ve abla evleri, kolejler ve etüt merkezlerine gönderilmelerini sağlıyorlardı.

Gülen Cemaati içerisinde yer alan gençlerin beyinleri yıkıyor ve erken yaşta müritler kazanıyorlardı. Bu gençleri meslek gruplarına göre bile ayırmayı ihmal etmiyorlardı.

Gülen’in müritleri yavaş yavaş intikam almaya başlamışlardı. “Devletin gücünü, devleti savunan kişilere karşı” kullanmaya başlayan Fethullahçılar Türk Silahlı Kuvvetleri ve Emniyet Güçleri içerisine yerleşiyorlardı. Kendilerine daha rahat yer açabilmek için sahip oldukları medya unsurlarını devreye sokarak, kendilerinden olan sözde akademisyenleri ve gazetecileri televizyonlara çıkarıyorlar, köşe yazarlarına yazılar yazdırılıyorlar ve Türk Silahlı Kuvvetlerini karalama kampanyasına başlıyorlardı. Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde bulunan Laik Türkiye Cumhuriyeti’ni savunan Generaller Ergenekon kumpası içerisinde yargılanırken Deniz Kuvvetleri içerisinde bulunan Amiraller ve Subaylar ise Balyoz kumpasında yargılanıyordu. Bu dönemde Türkiye Cumhuriyeti’nin hiyerarşik temellerine saldıranlar ve bu düzende makam bulabilmek isteyenler soluğu Pensilvanya’da alıyorlardı.

Bu süreçte yalnız kalan ve yaralanan kurtlara, sırtlanlar durmadan saldırıyorlardı. Bunlardan birisi Kuddusi Okkır’dı. 'Ergenekon örgütünün finansörü' olmakla suçlandı. Tutuklandı. Tutukluyken akciğer kanseri olduğu anlaşıldı. Kanseri beyni ve kemiklerine sıçradı. Okkır delilleri karartabileceği iddiasıyla bir süre daha tutuklu kaldı. Serbest bırakıldıktan 5 gün sonra vefat etti.

Yarbay Ali Tatar Poyrazköy davasıyla birleşen amirallere suikast davasından tutuklandı. Adını şüpheliler listesine koyan gizli tanık ifadesi ve ihbar mektubuydu. 10 gün sonra avukatının itirazıyla serbest kaldı, serbest kaldıktan iki gün sonra savcılığın talebiyle yakalama kararı çıkarıldı. Teslim olmaya gideceği günün sabahında intihar etti. Kaderin Cilvesine bakar mısınız? Cenazesinde Ali Tatar’ın suikast yapmakla suçlandığı Amiral ’de vardı.

Kâşif Kozinoğlu Özel Kuvvetlerden Emekli olmuş. MİT mensubuydu. 2011'in mart ayında tutuklandı. Cezaevinde kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Kozinoğlu yaklaşık bir hafta sonra hâkim karşısına çıkacaktı. Kozinoğlu’nun ayak basmadığı bir coğrafya mevcut değildi… Kozinoğlu Azerbaycan’dan, Kırgızistan’a, Yunanistan’dan Bosna’ya her yerdeydi. Ama suçu Türkiye Cumhuriyeti’nin yıkılışına göz yummamasıydı.

Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Harekât Dairesi Başkanı Behçet Oktay Ankara Dikmen’de 25 Şubat 2009’da saat 01.30 sıralarında vurulmuş olarak bulundu. Dosyası “İntihar etti” denilerek kapatıldı. Kendisi Ülkücü idi. FETÖ’cülerin emniyette tek sızamadığı yer Özel Harekattı. Çünkü burada Ülkücüler hüküm sürmekte idi. Kurt yuvası sırtlanlara teslim olmuyordu. O yüzden Behçet Müdürde FETÖ’cüler tarafından şehit edildi.

29 Yaşındaki Üsteğmen Nazlıgül Daştanoğlu orduya sızan FETÖ mensupları tarafından “ahlaksızlık” iftirasıyla Türk Hava Kuvvetlerinden ihraç edildikten sonra şüpheli biçimde canına kıymıştı. FETÖ’cüler hedeflerine varmak için ahlaksızlıklarına ara vermeden devam ediyorlardı.

Murat Özenalp Deniz Kuvvetlerinde Albay rütbesinde görev yapıyordu. FETÖ’cü hakimler tarafından Türkiye’yi bölmekle suçlanırken “Türk Milletinin hak ve menfaatlerini canı pahasına korumaya ant içmiş bir askerim suçlamanızı kabul etmiyorum” dedi. 16 yıl hapse mahkûm edildi. İçeride FETÖ’cüler tarafından şehit edildi.

Albay Birol Atakan, Emekli Albay Belgütay Varımlı, Yüzbaşı Olgun Ural, Yarbay Nursal Gedik, Albay Berk Erden, Albay Abdulkerim Kırca, Albay Tarık Akça, Yüzbaşı Doğan İlhan, Tuğamiral Cem Aziz Çakmak ve nice vatansever FETÖ’cüler tarafından şehit edilerek, halkın gözünde itibarsızlaştırdılar.

Bu süreçte AKP vekilleri, bakanları, il ve ilçe başkanları FETÖ’nün şakşakçılığını yaparak, Cemaat devlete sızmış buna kargalar bile güler diyorlardı. Eline mikrofonu kapan “Ağabeyine, Hocasına, Üstadına” selam çakmayı ihmal etmiyordu.

Süreç bu şekilde kumpaslar, karalama kampanyaları ve yargısız infaz şeklinde devam ederken Çözüm Süreçleri, Oslo’lar, Habur Rezaletleri de öbür taraftan devam ediyordu.

Fakat gün geldi çıkar çatışması başladı. Erdoğan’ın ilk kıvılcımı ateşlemesiyle FETÖ’cülerden yanıt gecikmedi. 2012 Şubat ayında Hakan Fidan’ı “PKK ile Görüşmelerinden” ötürü ifadeye çağıran FETÖ’cüler kozlarını paylaşmayı seçiyordu. Kendilerine güvenleri yerindeydi. Çünkü o kadar iyi yerlere sızmışlar ve öyle büyük bir gücün sahibi olmuşlardı ki, kendilerini haşa Allah zannediyorlardı. Oysa ifadeye çağırdıkları Hakan Fidan’ın MİT Müsteşarı olması için Fetullah Gülen, Hüseyin Gülerce’yi Abdullah Gül’ün yanına göndermişti. Kâşif Kozinoğlu’nun iddiaları bu yönde. Hatta Kozinoğlu şu konuya da değiniyor. “Hakan Fidan’ın oğlu ABD'de, Fetullah Gülen’in himayesinde üniversitede okumaktadır. Aynı babası gibi (H. FİDAN gibi). (Üniversitenin adı Maryland, Fetullah Gülen’in ikamet ettiği yerde.)”

İşte saf tutma sırası yavaş yavaş başlıyordu. Hakan Fidan tarafını belli etmişti. Erdoğan MİT olayının üzerine hemen Dershanelerin kapatılması gerekliliğini savunarak bu konuda adım atmaya başladı. Bu süreçte Mehmet Baransu’nun “FETÖ’yü bitirme operasyonlarına 2004 MGK kararında başlandığını” iddia etmesiyle birlikte FETÖ’cüler ile savaş iyice kesinleşti. Hükümet kanadından yalanlama gelse de bu karar FETÖ’cüleri ikna etmeye yetmedi. Tayyip Erdoğan ise bu dershanelerin kapatılması konusundaki kararlılığını yinelerken FETÖ’cüler 17/25 Aralık Operasyonlarına başladılar.  3 Bakan’ın ve Reza Zarrab’ın içerisinde olduğu 80 kişi hakkında soruşturma başlatıldı. Türk Siyasi Tarihine ayakkabı kutuları diye geçen bu olayda yaşanan yolsuzluklar ve ortada dönen kara para deşifre edildi.

Fakat Hükümet ve FETÖ arasında süren savaş bitmedi. Bu olayların arkasından “HSK Gerilimi ve 25 Aralık Operasyon Girişimi, Fethullah Gülen'in Mektubu, Darbe İddiası ve Yeni Operasyon Girişimleri, MİT Tırları, Emniyet ve HSK'de Değişiklikleri, ÖYM'lerin kaldırılması, İnternet ve MİT Yasasında Değişiklikler ve Yargıç ve Savcıların Meslekten İhracı” olayları yaşanarak 15 Temmuz gününe gelindi…

15 Temmuz’da Amerika’nın, İngiltere’nin ve İsrail’in gayr-i meşru çocuğu olan FETÖ’cüler darbe yapmaya çalışırken Ordu içerisinde hala duran ve her ne pahasına olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti’ni savunacak Ülkücü, Atatürkçü, Ulusalcı subaylar darbecilerle çatışmaya başladı. Türlü kahpeliğe ve ihanete rağmen direnen Türk Ordusu ve Türk Polisi hainlere geçit vermedi.

Gülen Cemaati bugün için belki “öldü” ama bilmeliyiz ki Cemaatlerin elinde sömürülecek bir ton insan eğitimsizlikten dolayı Cemaatlerin kapılarında kul oluyorlar. Dürüstçe çalışıp ter dökerek kazanıp, haysiyetiyle alnı açık, başı dik gezmek yerine herhangi bir kanatlı hayvan gibi havalarda uçmanın hayaliyle eteğine yapışacak mürşit arayan bunca miskinin bulunduğu yerde, “the Cemaat” gider, “another Cemaat” gelir. Gülen gider, yerine başka bir soytarı mehdiliğe soyunur. Şeyhlerin âlimlerden daha itibarlı ve sözü geçer olduğu bir memlekette, okuyandan çok “zikir” çekenin, düşünüp sorandan çok “rabıta” edenin rağbet gördüğü bir cemiyette ne “Cemaat” biter, ne “Mehdi” biter.

Eğitim politikası uzmanı Prof. Dr. Esergül Balcı'nın hazırladığı rapora göre,

- Türkiye'de 2,6 milyondan fazla kişinin bir tarikat ya da cemaatle organik bağı bulunuyor.

- Bir tarikat ya da cemaatin mensubu olduğunu ifade edenlerin yüzde 9'u, "ılımlı İslam" tabirini reddediyor ve İslam'ın özünün cihat olduğuna inanıyor.

- Türkiye'de belli başlı 30 tarikat ve onlara bağlı 400 kol bulunuyor. Sadece İstanbul'da açıktan faaliyet yürüten tekke sayısı 445.

- Siirt, Diyarbakır, Mardin, Adıyaman, Batman, Van, Hakkâri, Şırnak, Ağrı, Muş, Bitlis, Gaziantep ve Şanlıurfa'da ise cemaat ve tarikatlara ait 800'ün üzerinde faal medrese bulunuyor.

- İstanbul'da "apartman medresesi" olarak kullanılan yer sayısının bilinmiyor.

- Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde Kuran kursları artık dernek çatısı altında faaliyet sürdürüyor.

- Millî Eğitim Bakanlığına göre, Türkiye'de 10 bin 53 özel öğretim kurumu bulunuyor. Bu kurumların üçte biri bir tarikat ya da cemaat ile bağlantılı.

- Tarikat ve cemaatlerle bağı olan okullarda öğrenim gören öğrenci sayısı 210 binin üzerinde.

- Tarikat ve cemaatlere ait özel okullarda okuyan öğrenciler için devlet 898 milyon 800 bin lira ödedi.

- Türkiye'deki 4 binin üzerindeki özel öğrenci yurdunun 2 bin 480'i de bir tarikat ya da cemaat ile bağlantılı.

 

Ulu Önder’in sözünü kulağımıza küpe etmeliyiz.

“Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır”

Yorumlar

  1. Süper bi yazı olmuş ellerinize sağlık

    YanıtlaSil
  2. Elinize sağlık süper olmuş

    YanıtlaSil
  3. Elinize sağlık çok güzel bir şekilde ifade etmişsiniz.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder